SCED 487

Son oyunlarımız da oynandı. Doğruyu söylemek gerekirse uzun bir süre oyun falan görmek veya oynamak istemiyorum. Üst üste bi sürü oyun oynamamız ve bir de sıcak bayağı çekilmez oldu. Ama oyunları bayağı beğendim diyebilirim. Diğer haftaya göre çok daha eğlenceli ve gerçekten istenilen konuyla ilgili çok hoş oyunlar çıktı. Sınıftayken sadce bir oyun yakalayabildim. O da şifreyle ilgiliydi galiba. Byağı eğlenceli geçiyordu. Oyundaki cezalar oyun içine bayagı eğlence katıyordu.

Geçen cuma özellikle atom yapısıyla ilgili  ve çemberde açıyla ilgili olan oyunları çok begendim. Çemberde açıyı öğrenmeyle ilgili olarak çok güzel bir oyun hazırlanmıştı. Bu oyunda ilk başta bilgi gerektiriyordu.Bilmeyen hesaplayamayan ebe olyuordu. Bu tüp oyunlar yani bilgiyi ögrendikten sonra oynanan oyunlar bana azcık sınavda olma duygusunu hissettirdi. Ben bile bir üniversite öğrencisi olarak bunu hissediyorsam belki çocuklar da bunu hissedebilir. Oyunun içinde ebe olmakla olay bitmiyor. İstenilen şeyi yani bilgini kullanamadıgın için ebe oluyorsun ve bu insana başka bir ağırlık yüklüyor. İnsan yanlış yapmak istemiyor. Belki çok abartıyo olabilirim ama gerçekten de bilgi sınama amaçlı oyunlarda bunu gayet net hissettim. Bence bu tür duyguların oyun içinde hissedilmemesi daha iyi olabilir. Eğlenceyi azcık bastırıyor.

Atomun etrafına elektron yerleştirmede de ön bilgi gerekiyordu fakat herşey o kadar açık ve netki ve olması gereken ön bilgi o kadar basitki daha çok eğlenildi.Grup yarışması. Bir rekabet var. Strateji belirlemek var. Mendili aldıktan sonra da doğru yere geçmek var.Bence çok güzel bir oyundu. Elektron konfigürasyonunu öğretmek adına çok yararlı ve öğretici bir oyun.

Son oyunda ise devre konusu vardı. Oyunun içeriği bence gayet iyiydi. Engelleri yani dirençleri atlatmaya çalışan akımlar. Çok dirençten az akım geçiyoru güzel anlatan bir ders anlatımı gibi geldi. Bana oyundan çok şu hissi verdi. Bakın orda çok direnç var ve siz akımlar ordan zor geçiceksiniz ya da bakın ortada hiç direnç ya da engel yok ve siz hemen akıp gidiceksiniz. Bu elektrik devresinin bir analojisi gibiydi. Sadece o engeli aştık ve yerimize geldik. Bence daha da çok geliştirilirse daha çok oyun havasına girebilir.

Oyunlarla söyleyeceklerim bu kadar.

Şimdi de ders hakkındaki bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bu dönem İnanç hocadan 2 dersi birden aldım. Üniversitenin bir başkalaşım yeri olması gerektiğine ben de inanıyorum. Akademik kariyer de çok önemli ama malesef bazı kırılmaları ve o ufak başkalaşımları yaşamak gerekiyor. Bu başkalaşıma şimdiye kadar 2 dersin çok katkısı olduğunu biliyorum. Buna 2 dersin daha eklenmesi çok daha iyi oldu. Bir öğretmen adayı olarak işlerim açıkçası zorlaştı. Bir konuya bakınca performans ve oyun düşünmeye başlamak gibi huylarım yoktu. Bu başkalaşımı geçirmek sizin içinizden hep fısıltıları duymanızı sağlıyor: Bu konuyu biliyorsun ama öğretmen de lazım. Öğretmek için de çok düşünmek ve çalışmak lazım. Bu konu ufak bir oyunla ya da değişik bir anlatım stiliyle, bambaşka bir enerjiyle çok daha güzel anlatılabilir ve öğrenilebilir. Bunlar hep aklınızda oluyor.  Oyun ve performans uzaktan çok kolay bir iş gibi gözükebilir başkalarına fakat bir konuya göre oyun ortaya çıkarmak, bunu değerlendirmek, tüm bunları ise sadece eğitimi ve öğretimi kolaylaştırmak için yapmak işin en zor yanı.  Dediğim gibi işimiz bence çok zorlaştı fakat daha verimli olmak adına işlerin zorlaşması normal. Bu açıdan bu önemli farklı bakış açılarını bize sunduğunuz ve bizi de bunlara adapte ettiğiniz için size teşekkür ediyorum hocam.

Bu dönem için size çok içten teşekkür ediyorum.

Leave a comment »

SCED 487

Sonunda oyunlarımız oynandı.

İlk grup bizdik. Çok çok süper bir oyun oynandığını söyleyemem ama fikir olarak iyi bir oyun olduğunu düşünüyorum. Sadece geliştirmeye açık bir oyun. Belki oynatış tarzımızdan belki de oynatmaktan çok oyunu anlatmamızdan çok itimli geçtiğini söyleyemicem. Birçok öneriler söylendi. Belki seçtiğimiz sesler daha başka sesler olabilirdi. Şapkaları öğrenciler takabilirdi. Şapkalar farklı olabilirdi. Bazı yanlış anlaşılamaya yol açabilcek durumlar olduğu söylendi. Gerçekten hepsi olabilir. Oyuna eklenebilir  ve ufak bir değişiklik oyunu çok başka hale sokabilir. Oyunun birçok özelliğini de söylemeden geçemicem. Bir kere oyunda kişi sayısını azaltıp çogaltabiliyosunuz. Lider yok. Kazanan kaybeden yok. Sınıfta ya da dışarda oynanabilir. Bu konuyu direk bu oyunla anlatabilirsiniz. Kendi oyunumu bi kenara bırakıyorum artık.

İkinci oynanan oyun bence çok güzeldi. Eğlenceliydi bir kere. Konuya uygun, konuyu tekrarlamaya yönelik bir oyundu. Bana hatta şöyle gözüktü. Oyunda daha çok bölgeleri karıştıranlar ya da bi anlık dalgınlıkla başka bölgelere gidenler ebe oluyodu. Ama daha çok bölgeyi karıştıranlatr. Sanki küçük bir sınav gibiydi. Burda not almıyorsunuz fakat hem kendinize karşı hem de grup arkadaşlarınza karşı mahcup kalmak istemiyosunuz. Kalmamanız içinse bölgeleri yani konuyu iyi bilmeniz gerekiyor. Bence çok güzel bir oyunda. Her oyun gibi geliştirmeye yönelik olabilir tabi. Ufacık bir kural bile oyunu büsbütün degiştirebilir.

Son oyun da aslında değişikti. Bir sanal oyuna benzettim daha çok fakat kızlar olarak bir strateji geliştiremedigimizden midir anlamadım ama bir türlü oyunu lkazanamadık. Çok düşünülmüş olduğu belliydi. Bir konsept hazırlanmış oyun için fakat oynarken bir türlü yapamıyorsunuz. Ve azcık uzaktık belki açık hava olmasından dolayı. Bence hafif bir kopukluk vardı.

Bir konuya uygun ve belirli çizgileri olan bir oyunu dizayn etmek o kadar kolay değilmiş. Sanki çok güzel olmuş gibi gözükse de oynatırken çok değişik olabiliyor herşey. Oynatırken bütün eksiklerinizi ve neler yapılsa güzel olabilecegini anlıyosunuz. Oyunlarımızı bir de kağıdımızda anlatıcaz. Bence burda önemli olan bir fikrin olması ve bu fikirlerin izleyici ve oynayanlar tarafından eleştirilip daha da güzel geliştirilmesi. Bu açıdan arkadaşlarımızın fikirleri de bizler için çok değerli.

Leave a comment »

sced 487

Tasarladığımız oyunlar üzerinde daha rahat çalışma yapabilmemiz için oyun oynamakla derse başladık. Oyunlarımız gerçi bana pred 485 ten aşinaydı. Yine de güzeldi. Zıp zap oyunu bence pred 485te oynanırken daha zevkli geçmişti. Yani daha az sayıda oynanınca daha zevkli olan bir oyun bence.

Aslında bu oyunlar dışında sadece projenin taslağıyla ilgili bize oyunun konusunu veren gruba gittik ve eksiklerimizi görmeye çalıştık. Bi takım eksiklikler illaki çıkıyor. Onlar isteklerinin eksik olup olmadıklarına baktılar. Biz de o ekjsiklikleri gidermeye çalışıcaz. Umarız oyunumuz eğlenceli , anlamlı ve istenilen konuyu öğreten öğretici bir oyun olarak beğenilir.

Leave a comment »

SCED 487

Eğlenceli bir ders oldu. Arkadaşlarımızın da oyunlarına yer vermemiz dersi renklendirdi. sınıfta oynatılan 2 oyun da gayet güzeldi. Cihan’ın oynattığı oyunun benzerini zaten PRED 485te oynamıştık.İkişer kişilik gruplarla oynamıştık. Bence Cihan’ın oynattığı biçimde oyun daha da zevkli hale geldi bence. Aslında burda gerçekten ufacık bir değişikliğin oyuna nasıl hava kattığını açıkça oynayarak gördük. Bu oyunların ardından tabiki çaylar iyi gitti. E bi de çayın arkasından da oyun oynanınca daha da güzel oldu. Arkadaşımızın oynattığı süncap oyunu da hem eğlenceli hem de verdiği mesajlar açısından hoş bir oyundu. Bi takım olaylarla hayvanların ve ağaçların ne duruma geldikleri ve ne yaparak kurtulmaya çalıştıkları ile ilgili bilgiler saklaması bu oyunu önemli kılan bir özelliğiydi bence.  Bu yoğunluğun içinde azcık da olsa stresten uzaklaştıran bu oyunlar için arkadaşlara ve İnanç hocaya çok teşekkür.

Leave a comment »

SCED 487

Geçen hafta dersin başında oynadığımız oyunun bizde çok fayda yarattığı kanısındayım. Aslında PRED 485 ile SCED 487 arasında çok benzer durumlar yakalıyorum. Şöyleki: Pred 485 te bir derste ikili performanslarda çok zorlandığımı hatırlıyorum çünkü o ders hiç bir şekilde o performansa hazırlanmadan hemen ikili performansa geçmiştik. Son 2 -3 derstir tabiki o ısınmaları fazla yapmıyoruz çünkü kırılma noktası dediğimiz sıkılma,utanma, rahat olamama durumunun çoğunu aştık yani bu performanslara alıştık. Sced 487′de ise şöyle bir durum yaşandı evvelki hafta. Elimize proposal verildi. Azcık sınıf ortamından dolayı, biraz da oyun dizaynına ait bir ısınmadan sürecinden geçmeden bir oyun tasarlamak fazlasıyla zor oldu. Grupça bunu yaşadık çünkü 2 saat düşünmemize rağmen oyun adına hiçbişey aklımıza gelmedi. Beyin fırtınası yapın dediniz, evet az çok işe yaradı ama tam anlamıyla değil. Belki oyun tasarlama moduna giremedik bi türlü. Ama geçen haftanın çok verimli geçtiğini söyleyebilirim. Oyunla derse başladık ve basamaklarla ilgili ne kadar sade, basit, anlamlı ve eğlenceli bir oyun yaratılmış olduğunu gördük. Anlaşılması kolay ve gerçekten öğretilebilecek konuyla ilgili öğrencileri konuya ısındıracak bunun yanında onları eğlendirebilecek bir oyun. Bu oyunu oynamak bile bir anlamda kendi konumuzla ilgili fikirler çağrıştırmamıza sebep oldu. Yani oyun dizayn etmek için hazır kıvama getirildik diyebilir. Sabah miskinliğini atmak için de iyi bir yöntem. Tabiki her oyun dizayn etmeye kalkıştığımız zaman oyun oynamak zorunda değiliz ama ilk zamanlarda iyi geliyor. Şimdiye kadar birçok oyun oynayıp arkasından oyunun özelliklerini bir bir konuştuk. Ama oyun dizayn edilmeye başlandığı vakit işte bu konuştuğumuz özellikleri tekrar konuşup, düşünmek oyun dizayn etmemize yardımcı oluyor bence. O an daha bir farklı bakıyorsunuz oyuna. Ne güzel bir yaratıcılık var diye düşünmeye başlıyorsunuz. Bence bizi oyunlarınızdan mahrum etmeyin hocam:)  

Leave a comment »

SCED 487

Bu hafta iyice oyunumuzun dizaynına odaklandığımız bir hafta oldu. Grubumuzda 7 kişiydik ve gerçekten bazı fikirlerin çıkmasında çok zorlandık. Bize verilen proposal’ın da çok yüzeysel yazıldığını söylemeden geçemeyeceğim.  Konu ve yüzeysel bilgilerdem ibaretti. Kısıtlamalar olmadığı zaman daha da çok zorlandığımızı hissettim. Ne kadar zormuş oyun dizayn etmek. Konumuz mu zor, dizayn etmek mi zor…

Dersin bayağı sonuna doğru az çok elle tutulur bazı fikirler çıkmaya başladı.  Fikrin işe yaramadığını söylemekten çok ordan bişeyler daha saçmalayarak devam etmek daha iyi oluyo diyebilirim. Bişeyler saçmalamak dediğim, çok akla yatkın bişey olmaması aslında. Herhangi bir fikir, bir başka fikre yol açabiliyor çünkü.

Uzun bir süre kendimize oyun yaratma fikrine aslında adapte edemedik çünkü aklımıza hep oyun formunda olmayan fakat dersi eğlenceli, ilginç hale getirebilecek birçok fikir geldi. Bunlar daha çok bir öğretmenin ders anlatırken kullanabileceği aktiviteler gibi oldu.Dediğim gibi oyun yaratma düşüncesine zorla adapte olabildik ama sonunda kayde değer fikirlerin çıkması güzeldi.

Leave a comment »

SCED 487 (6.DERS)

Sonunda oyunumuzu oynadık. Gözlerimiz kapalı grupça şekiller yapmaya çalıştık. Konuşurken ve konuşmadan. Aslında bizim grup için pek birşey farketmedi. 2sinde de pek şekil vermeyi beceremedik. Bu oyun aslında ne kadar bencil şekilde hareket ettiğimizin ufak bir göstergesi. Oyun içinde hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu bildiğimiz halde koskoca şekli kendi başımıza yapmaya çalıştık. İletişim adına hiç birşey yapamadık. Konuşurken de bence aynıydı çünkü konuşma gibi önemli bir iletişim aracını kullanmayı beceremedik. Yine kendi kafamıza göre davrandık. Eğitimle bağdaştırmak hiçte zor olmadı aslında. Eğitimimizi sağlayan hocalarımız galiba bize hep kapalı gözlerle şekil vermeye çalıştılar. Eğitim sadece bir öğretmenin kendi gözü ve yorumuyla yürütülebilecek birşey değil. Beraberce oluşturulabilecek kocaman bir şekil. Biz öğretmenler olarak kendi bildigimizi yapıp, karşı taraftan gelebilecek en ufak tepkiye kayıtsız kalıp, kendi başımıza şekiller oluşturursak ortaya kimsenin begenmedigi şekiller çıkarki çıkıyor zaten. Öğrencilerin isteklerini, düşüncelerini öğrenip onlarla beraber uğraşmak nedense zor geliyor eğitimcilere ve o gün yaptığımız şekiller gibi istenilmeyen şekiller oluşturuluyor.

Aslında sırf eğitimde bu olayla karşılaşmıyoruz. Kendimizi bir konuda azcık bilgili hissetmemiz başkalarını unutmaya yetiyor. O an sadece biz ve işimiz kalıyor. Yanımızda kimse var mı diye bakmıyoruz bile. Beraber hareket etmeyi düşünmüyoruz. Aslında buna alışmışız veya alıştırılmışız. 

Sadece söylemek istediğim öğretmen adayları olarak iletişimimize dikkat etmemiz. Gün geçtikçe bunun öneminin farkına daha da varıyorum. Gözlerimizi açmalı ve karşımızdaki gözlerin isteklerine yanıt vermeliyiz. Onların da gözlerimizden  birşeyler anlamasına izin vermeliyiz. Eğitimin bu birlik içinde hareket ederek iyi sonuçlar yaratacağına inanırsak, istenilen şekiller de zaten kolayca oluşturulur.  

Leave a comment »

SCED 487 (5.DERS)

Derste yapılan oyunlar aslında çoğumuzun ne kadar sürü psikolojisiyle hareket etmek isteğini az çok göstermiş oldu. Bu bariz farkedilen birşeydi. İlk başta köşedekilerin hareketlerini yaparken hepimiz gayet rahattık. Onların yaptıkları hareketleri tekrarlıyorduk. Biz aslında düşünce olarak orada çok pasiftik. Birilerinin yaptıkları şeylerin aynısını yapmakta hiç bir zorluk bulmuyorduk.

Fakat iş yüz yüze bakılarak, bireysel olarak düşünmeye ve yaratmaya gelince orada malesef tıkanıyoruz. Kare şekline gelindiginde zar zor 3-4 kişi çıkabildi. İnanç Hoca aslında daha girişken ve yaratıcı olmamız konusunda ısrarlı. Ama nedense tıkanıyoruz çok basit şeyler dahi olsa.

Aklıma eğitim sistemimiz geliyor. Ne kadar pasif yetiştirildiğimizi söylemek yeri bence. Öğrettiler öğrendik ve o kadar. Öğrencilere onların ufkunu açma, düşüncelerini, bildiklerini gözden geçirip, bunlarla kendi buldukları, keşfettikleri yeni her türlü şeyi birleştirme adına yapılan pek bişey hatırlayamıyorum. Onlar anlattılar biz dinledik. Soru soruldu cevapladık. Ama yaratıcılığı içimize sokamadılar. Keşke sokamamakla kalsaydılar. Susmayı, içimizdeki fikirleri içimizde saklamayı da öğrettiler. Bunlar malesef gerçekler.

Böyle bir eğitim sisteminden geldiğimizi söylemekle  yapılan bu oyunlar arasında  ilişki kurmak çok zor değil bence. Alakasız gibi durabilir ama yaratıcılığımızı ortaya koyamamak, daha da kötüsü yaratıcılığımızın körelmiş olduğunu görmek bu oyunda net bir şekilde gözüküyor. Bunları küçük çocukların arasında oynatsak eminim daha yaratıcı şeyler çıkabilirdi.

Bireyselliğimiz ön plana çıkmaya başladığı an duraksıyoruz. PRED 485 te de bu konudan bahsetmiştik. Herbirimizin bir kırılma noktası var. Bence bu kırılma noktasını çoktaaaan aşmamız gerekirdi. Üniversiteden önce. Çünkü kırılma noktasını aşmak insanın karakterini, iletişimini ve özellikle kendine güvenini hissedilir şekilde etkiliyor.

Bence ileride sınıflarımızda öğrencilerimize bu kırılma noktasını aşmada elimizden geldiğince fırsatlar yaratmalıyız. Kimyada sadece formülleri anlatıp, soru çözmek dışında  düşündürmeye, araştırmaya, keşfetmeye ve yaratmaya yönelik sorularla, örneklerle, deneylerle onları daha mantıklı öğrenme içine sokabiliriz. Yeri geldiğinde öğreten, yol gösteren, yeri geldiğinde onların kendi katkılarıyla bulmasını isteyen, onlardan da birşeyler öğrenebilen bir duruma geçmemiz onları sadece dinleyici olmaktan kurtaracaktır. Belli bir konu içinde kendisinin de bir payının olması gerektigini, bu sorumluluğun sadece öğretmene değil kendisine de ait olduğunu bilmesi onu daha aktif bir hale getirecektir.

Biz onlara hazır verdikçe, düşünmelerini engelledikçe onları zihinsel olarak tembelleştirmekten ileriye gidemeyiz. Bence öğretmenler olarak azcık sözümüzü kısa kesip, miskinliğimizi geride bırakıp, yaratıcı fikirlerle önlerine çıkıp, örnek olma, onları da bu yola çekip onlara da yaratıcılıklarını ortaya çıkarmak adına söz hakkı verme zamanı geldi de geçiyor….

Leave a comment »

SCED 487(4.DERS)

Geçen haftayla ilgili ilk aklıma gelen şey uyduruktan yapılan şekillerdi. İnsanın birşey düşünmeden kağıda alıpta bişeyler düşünmeden öylesine yaptıgına pek inanamadım. İnsan illaki anlamlandırmak istiyor yaptıklarını saçma birşey olsa da. Bu oyun aslında birbirimizden nasıl farklı düşündüğümüzü de gösteriyor. Ben kağıtlara şekil verirken neler düşündüğümü yazılanlarla karşılaştırdığımda gerçekten bayağı şaşırmış ve gülmüştüm. Düşündüğüm şeylerin yanından bile geçmiyordu. Bunu öğretmen olduğumda öğrencilerime mutlaka yaptıracagımdan eminim. Her türlü dersin içeriğine katulabilecek bir oyun. Güzel vakit geçirmek, insanların farklı düşüncelerini bariz bir şekilde görebilmek, sığlıktan çıkmak için bu çeşit çalışmalara ihtiyacımız var. Bunları yaparken içimden hep şunu geçiriyorum. Biz neden bu tür oyunların ya da çalışmaların çeyreğini bile göremedik okul hayatımızda ki ben güya özel bir okulda okudum. Bize bilgilerini vermişler, öğretmişler ama o kadar. Söylemek istediğim verimli olabilecek, skıntılı monoton geçen bir dersi enerji dolu bir derse çevirebilecek, birbirimizi daha iyi tanıyabilmek, fikirlerimizi, düşüncelerimizi her iki tarafa da öğretilebilecek bir dolu çalışma veya oyun olabilirdi. Eğitimin tanımı, çerçeveleri gün geçtikçe kafamda büyüyor. Performanslar, roller, oyunlar, öğretilecekler, teoriler gittikçe büyüyen bir yumak gibi. Bunların analizini yapıp ardından sentezini yapabilmek eğitimin tanımı gibi olsa da daha eklenecek çok şey var gibi. Bu da eğitimci olmamın zorluğunu gayet net bir şekilde ortaya koyuyor.

Küme oyunu gerçekten süper yararlı bir oyun. Tanışmak, birbirini daha iyi tanımak için sınıfta çok kolay kullanılabilecek bir yöntem. Matematikçiler için de kümeler konusunu 5-10 dakikada anlatmak için kullanılabilecek süper bir oyun.  Kümeleri anlatacağımız çocuğu hemen içine alıveren bir yöntem. İster istemez öğreniveriyolar çünkü o kümeler kendileriyle ilgili birçok önemli bilgiyi barındırmada kullanılıyorlar.

Hocam bize öğretmen şöyle olmalı diye dikte de etmiyorsunuz ama ben bu oyunuları gördükçe, oynadıkça üstüme daha ağır bir yükün konulduğunu hissediyorum. Ders anlatırken her an çok soyut bir konuyu somutlaştırmak için türlü yöntemler düşünmeye başlıyorum. Dışarıyla, gerçek hayatla  anlatılan konu arasında bir ilişki kurmak istiyorum.Aslında öğrendiğimiz herşeyin basit bir oyundan farklı olmadığını ispat etmeye çalışıyorum. Dediğim gibi siz birşey söylemiyorsunuz, sadece gösteriyor ve yaşatıyorsunuz. Seçimi de bize bırakıyorsunuz. Biz bunların eğlenceli, eğitici olduğunu gördükçe bunları öğrenen insanlara yaşatmak istememiz de gittikçe artıyor. Başkasının bize yapmasını istediğimiz şeyleri başkalarına yapmak isterken, yapılmasını istemediğimiz şeyleri de yapmamak istiyoruz. Dersinizin kurgusunda baz alınan bu yöntemin  bizi etkilemesindeki payı gözardı edilemez.

Leave a comment »

SCED 487 (3.DERS)

Yine o zıp hop oyununu oynadık. Sınıfı hareketlendirmek için iyi bir oyun.  Enerjitransferi gibi.Biri dokunduğu an ondaki hop havası bize geçiyor ve biz de aynı hızla önümüzdekine dokunuyoruz.

Dışardaki oyunlar gerçekten çok güzel ve eğlenceli gidiyordu. Keşke kesmeseydik. İlk zaten yakalam oyununu oynadık. Oyun ortamının birden sağlanıvermesi gerçekten içine alıp götürüyo bizi. Komik bişey.Ebeleme yakalama. Bence en önemlisi oyunda bize verilen bütün rolleri anında kabulleniyoruz. Kaçmaksa kaçmak, yakalamaksa yakalamak. Anında o rolü giyiniveriyoruz. Aklıma hep küçüklüğüm geliyor. Ne kadar benimsiyorduk bunları oynarken. Bizim çok önemli olurdu kazanmak ya da kazanmamak. Görüyorumki hala aynıyız. İçimizde çocuk diye hep anlatırlar. Gerçekten ölmeyen bir çocuk var içimizde ve hala aynı ciddiyetle oynayabiliyoruz bu oyunları. Bunları hissedebilmek ve azcık o zamanlarla bu zamanlarımızı karşılaştırabilmek iyi geliyor insana.  Gittikçe çoğalan kişi sayısıyla yakalamak daha da kolay oluyordu heralde. Gittikçe büyüyen bir zincir birçok farklı hedefleri yaratsa da sonuçta yakalama oranı daha da artıyordu.

İkinci oyunda çok güzel gidiyordu gerçekten. Merak ediyordum neler yapabileceğimizi. Pek konuşamadık, yapamadıkta. Arkadaşları izlemek çok komikti. Herkes kendi kafasına göre takılıyodu. Az çok karakterleri bile gözlemleyebiliyosunuz. Birisi ipin içinde dolaşarak arkadaşlarının nasıl bir şekil oluşturduğunu kontrol ederken, diğeri üçgenini ucunu oluşturmak için ipi çekiyordu. Herkes kendi çapında katkıda bulunuyordu. Gözler açık olsa kısa bir zamanda oluşturulabilecek bir şekil fakat gözler kapanınca olay bitiyor. Görmek, konuşmak yasak. İletişim minimum ve yapılan şeklin kenarları ise maksimum oluveriyor. Grubun oluşturması gereken şekil iletişim imkansızlıklarından dolayı bir türlü olmuyor. Yine de bir üçgen ucu oluşuvermişti.

Güzeldi gerçekten ama keşke yarım kalmasaydı…

Leave a comment »